ŞANLIURFA – Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde 24 Eylül’de meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki deprem, kentte büyük korku ve endişeye neden oldu. AFAD verilerine göre saat 10.40’ta meydana gelen deprem, yerin 7,39 kilometre derinliğinde kaydedildi ve çevre illerde de hissedildi.
Depremin ardından özellikle sosyal medyada ve vatandaşlar arasında “Bu deprem daha büyük bir depremin habercisi mi?”, “Şanlıurfa’da yeniden büyük bir deprem olur mu?” soruları gündeme geldi.
Bu sorulara ilişkin açıklama yapan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bir canlı yayın programında Karaköprü’de meydana gelen depremi, bölgedeki fayların yapısını ve 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından oluşan stres değişimini değerlendirdi. Üşümezsoy’un açıklamaları, 24 Eylül’deki deprem sonrasında kamuoyunda oluşan “yeni bir 6 Şubat olur mu?” endişesine ilişkin kendi değerlendirmesini içeriyor.
Üşümezsoy, Karaköprü’de meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki depremin, 6 Şubat depremleriyle bağlantılı bir stres aktarımı sonucunda meydana geldiğini savundu.
Üşümezsoy’a göre 6 Şubat 2023’te Pazarcık, Gölbaşı ve Çelikhan yönünde kırılan Doğu Anadolu Fay sistemi üzerinde uzun yıllar boyunca biriken stres büyük depremler sırasında boşaldı.
Üşümezsoy, Karaköprü’deki depremin ise ana fay üzerindeki büyük kırılmadan ziyade, ana fay sisteminde meydana gelen stres değişiminin çevredeki faylara aktarılmasıyla ortaya çıktığını ifade etti.
Şanlıurfa’daki depremin oluşum mekanizmasını Adıyaman Fayı üzerinden açıklayan Üşümezsoy, bu fayın Doğu Anadolu Fayı'na yaklaşık 25 derecelik açıyla uzanan ikincil bir fay zonu olduğunu söyledi.
Üşümezsoy, bölgede daha önce yapılan petrol arama çalışmaları ve elde edilen veriler üzerinden Adıyaman Fayı olarak tanımlanan yapıda stres birikimi bulunduğunu belirtti.
Bu fayın ana Doğu Anadolu Fay sistemine bağlı ikincil bir yapı olduğunu ifade eden Üşümezsoy, Karaköprü’deki depremin de bu fay sistemindeki hareketlilikle ilişkili olduğunu söyledi.
Üşümezsoy’un açıklamasındaki temel noktalardan biri “stres aktarımı” oldu.
Prof. Dr. Üşümezsoy, büyük bir fay sisteminde meydana gelen depremle ana stresin önemli bölümünün boşalmasının ardından, çevredeki faylarda stres değişiklikleri meydana gelebileceğini ifade etti.
Bu nedenle Karaköprü’de meydana gelen depremi, 6 Şubat depremlerinden tamamen bağımsız yeni bir süreç olarak değerlendirmediğini belirten Üşümezsoy, sarsıntının ana fay sistemindeki stres değişiminin sonuçlarından biri olduğunu söyledi.
Şanlıurfa’da deprem sonrası en fazla merak edilen konu ise yeni ve daha büyük bir deprem ihtimali oldu.
Üşümezsoy, bu konuda yaptığı değerlendirmede, Karaköprü’de meydana gelen depremin yeni bir 6 Şubat büyüklüğünde deprem oluşturmayacağını söyledi.
Üşümezsoy açıklamasında, “Ana stres boşaldıktan sonra burada olan deprem yeni bir büyük deprem oluşturmaz” ifadelerini kullandı.
Ancak bu açıklama, gelecekte bölgede hiçbir deprem yaşanmayacağı anlamına gelmiyor. Üşümezsoy’un anlatımı, özellikle 24 Eylül’deki 5,4 büyüklüğündeki depremin tek başına yeni ve daha büyük bir depremi tetikleyeceği şeklindeki endişeye yönelik bir değerlendirme niteliğinde.
Üşümezsoy, bölgedeki tektonik yapıyı anlatırken Bozova Fayı ve Lice Fayı gibi farklı fay yapılarına da değindi.
Güneydoğu Anadolu’daki tektonik hareketlerin yalnızca tek bir fay üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Üşümezsoy, Arap Plakası'nın kuzeye doğru hareketi ile Toroslar arasındaki sıkışmanın bölgede farklı fay zonlarının oluşmasına ve hareketlenmesine neden olduğunu ifade etti.
Bu yapı içerisinde Adıyaman Fayı'nı da ana fay sisteminin oluşturduğu ikincil bir zon olarak değerlendirdi.
Üşümezsoy, Adıyaman Fayı'nı anlatırken bu yapının bağımsız bir ana faydan ziyade, ana fay sisteminin oluşturduğu ikincil bir fay zonu olduğunu belirtti.
Üşümezsoy, “kendi başına bir fay değil ama ana fayın oluşturduğu bir yavru fay” ifadesini kullanarak, bölgedeki fayların birbirleriyle olan ilişkisine dikkat çekti.
Buna göre 24 Eylül’de Karaköprü’de meydana gelen deprem, Üşümezsoy’un yorumunda, 6 Şubat depremlerinin ardından çevredeki ikincil faylarda meydana gelen stres değişiminin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Güneydoğu Anadolu’daki depremselliği Arap Plakası'nın hareketi üzerinden açıklayan Üşümezsoy, Arap Plakası'nın kuzeye doğru hareket ederek Toroslar ile çarpışmasının bölgede sıkışma ve farklı fay zonlarının oluşmasına yol açtığını ifade etti.
Arap Plakası'nın kendi içerisinde de zayıf bölgeler oluşturduğunu belirten Üşümezsoy, ana faydaki büyük stres boşalmasının ardından bu zayıf bölgelerde farklı büyüklüklerde depremlerin meydana gelebileceğini söyledi.
Şanlıurfa’da 5,4 büyüklüğündeki depremin ardından vatandaşların en çok merak ettiği “Bir daha büyük deprem olacak mı?” sorusuna Üşümezsoy’un verdiği yanıtın özeti şöyle:
Üşümezsoy, Karaköprü’deki 5,4 büyüklüğündeki depremin 6 Şubat depremlerinin ardından bölgedeki stresin çevredeki faylara aktarılmasıyla meydana geldiğini düşünüyor. Ona göre bu deprem, yeni bir 6 Şubat büyüklüğünde depremi tetikleyecek bir süreç olarak değerlendirilmemeli.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Hiçbir uzmanın tek bir depremden hareketle gelecekte kesinlikle deprem olmayacağını söylemesi mümkün değil. Üşümezsoy’un açıklaması, kendi jeolojik değerlendirmesi kapsamında Karaköprü’deki 5,4’lük depremin yeni ve daha büyük bir depremi tetikleyeceği yönündeki endişeye ilişkin bir yorumdur.
Dolayısıyla vatandaşların merak ettiği soruya Üşümezsoy’un açıklamasıyla verilen kısa cevap, “Bu deprem yeni bir büyük depremi tetiklemez” şeklindeki kendi değerlendirmesidir. Bu, bölgede gelecekte deprem olmayacağına dair kesin bir garanti olarak değerlendirilmemelidir.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz!